“Klinik psikolojik sorun” denilen şey bireysel bir teşhis alanıdır. Bir toplum kolektif olarak klinik hasta olamaz. Bu, tıpkı:
- “Latin Amerika’nın sorunu bipolar
olmasıdır.”
- “Avrupa paranoyaktır.”
demek kadar kategorik saçmadır.
Bu yaklaşım bilimsel olmaktan çıkıp sosyolojik ırkçılığa yakınsar: Bir toplum açıklanamazsa “hasta” ilan edilir. Bu, toplum bilimini bypass ederek kestirme bir küçümseme üretir.
Bir ülkenin
sorunları:
- hukuk düzeni,
- iktisadi model,
- gelir dağılımı,
- kurumların çürümesi,
- sınıfsal yapı,
- dünya sistemine eklemlenme biçimi,
- eğitim politikası,
- demografi,
- dış politika dengeleri
gibi katmanlarla
açıklanır.
Bunların hepsini
yok sayıp; “Biz büyümemiş çocuğuz, devlet baba da o yüzden var” demek, yaklaşık
300 yıllık modernleşme tarihini Freud’a sıkıştırmak gibidir. Neden sığ?
Çünkü 20 değişkeni görmezden bırakır, 1 değişkende boğulur.
Vergi sistemi
çökmüş, hukuk hiyerarşisi tutmuyor, gelir dağılımı bozuk, eğitim eşitsiz…
Ama yok, sorun “devlet baba” denmesi imiş!
Sanki bütçe açığı,
merkez bankası rezervleri, kurumsal çürüme filan hep bizim “baba sevgisi
açlığımızdan” kaynaklanıyor.
Freud'un külliyen suçu yani.
Evet, dil kültürü
etkiler.
Ama:
- Her toplumun dilinde paternalist metaforlar vardır (“founding fathers”, “motherland”, “papa Staat”).
- Bu metaforların kullanımı toplumun her davranışını açıklamaz.
- Hele ki güncel ekonomik sorunların
sebebi olarak göstermek tamamen yanlıştır.
Dilsel metaforlar semptomdur,
sebep değildir. Sebeple semptomu karıştırmak entelektüel bir hatadır.
O zaman İngilizler
“Motherland” dediği için mi içki içip ağlıyor? Amerikalılar “founding fathers”
dediği için mi her adımda anayasayı çıkarıyor?
Dil metaforları
sebep değil, eski alışkanlıkların tortusudur.
Tortuyu sebep
sanmak da ancak lisedeki amatör tiyatro grubunun sosyoloji yorumu kadar tutarlı
olabilir.
Kolektif psikoloji
tezi genelde şu gizli cümleyle biter:
“Ben olgun
bireyim, diğerleri çocuk.”
Bu, toplumu
anlamak değil, toplumu aşağılamak için kullanılır. Sosyolojik analiz
değil, duygusal tatmin üretir. Demokrasi kültürü de böyle laflarla zaten
gelişmez.
İnsanlar “otorite
seviyor” diye ülkeler bu hale gelmez.
Otorite
bağımlılığı şuralardan doğar:
- Ekonomik güvencesizlik
- Kurumsal zayıflık
- Eğitime erişim eşitsizliği
- Kırsal-kent farkı
- Travmatik kolektif tarih
- Güvensizlik kültürü
Bunların hepsi yapısal
faktörlerdir. Psikolojiyi sebep gibi kullanıp yapısal faktörleri yok etmek,
yanlışın ta kendisidir.
Toplumsal analizde
tek bir disipline yaslanmak her zaman sığdır.
Sadece psikoloji → sığ.
Sadece ekonomi → sığ.
Sadece kültür → sığ.
Herhangi bir ülkeyi tek boyutlu okumak, bir MR raporunu tek kesitten okumak
gibidir.
Kısacası: bir ülkenin sorununu ülke nüfusunun klinik psikolojik durumuna bağlamak,
yüzlerce yıllık:
- sosyoloji,
- siyaset bilimi,
- iktisat,
- tarih,
- antropoloji,
- hukuk kuramı
literatürünü çöpe atıp tek satırda ahkâm kesmektir.
Toplumu anladığını
değil, toplumdan yorulduğunu gösterir.
Bir ülkenin tüm
problemlerine “psikolojik” damgası basmak, bozuk bir arabanın motoruna bakıp
“Bu araba terk edilmekten korkuyor” demeye benzer.
Mithat
Erdoğan
Kasım
2025