7 Kasım 2025 Cuma

Sinefil Olmak İstememiştim, Başka Çarem Yoktu

Benim festival filmi meraklısı olacağım zaten kaderimde yazılıymış. Yani kimse “neden arthouse izliyorsun” filan demesin… çünkü ilk sinema deneyimim bir Fransız dramıydı. Beş yaşında çocuk, elinde mısır kovası, hazır… Hayalet Avcıları 2’ye gidecek sanıyor… kader diyor ki: “Hayır kardeşim, senin ruhun Cannes’a ait.”

1989 sonuydu. Adana’dayız. Benim tek isteğim: Hayalet Avcıları 2 filmini izlemek, TV’de, gazetede reklamını görmüşüm, aklım çıkmış. Haftalarca babamın başının etini yemişim. Sonunda babam dedi ki, “Tamam oğlum, bu akşam sinemaya gidiyoruz.” Ben sevinçten deliriyorum. Hayaletleri yakalayacağız, proton pack’ler, Ecto-1 arabası filan…

Sinemaya vardık, Adana’daki meşhur Arı Sineması. Gişedeki adam babama bir şeyler dedi. Babam döndü, yüzünde o klasik “kötü haber” ifadesi var: “Oğlum Hayalet Avcıları 2 kalkmış.”

Ben: “Olsun, o zaman başka ne varsa onu izleyelim.” O yaşta sinemadan eli boş dönmek yok, prensip meselesi. Babam gişedeki adama tekrar döndü, adam şöyle dedi galiba:
“Abi, çocuklar için bir tek ‘L’Ours’ var.” Yani… Ayı.

İçeri girdik. Hayaletler, lazerler, “Who you gonna call?” vs. beklentisi ile geldiğim sinema salonunda içeride perdede manzara şu; sahnede ormanda yürüyen bir yavru ayı. Sonra başka bir ayı geldi. Sonra yine sessizlik. Ve filmde diyalog yok! İki saat boyunca ayı ASMR izledim!

Ben 5 yaşındayım, “babam bana bir mesaj mı veriyor acaba?” diye düşünüyorum. Film boyunca içimden “baba… ben mi yavru ayıyım?” diyorum. Babama bakıyorum, suratında ciddiyet: “Hayat böyledir oğlum. Ormanda yalnızsın, dikkat et, insanlar kötü.” Ben: “Yani Hayalet Avcıları yok, ama varoluş sancısı var…”

Yıllar sonra filmi tekrar izledim, gerçekten şaheser. Jean-Jacques Annaud çekmiş, yönetmenliği inanılmaz. Aynı adam Quest for Fire’ı da çekmiş. O filmde de konuşma yok, sadece “ilkel dil”. Dilbilimci Anthony Burgess yazmış. Yani çocukken ben farkında olmadan sinema sanatıyla inisiyasyon töreni yaşamışım.

Şimdi düşünüyorum: O gün Hayalet Avcıları 2’yi izleseydim, bugün Marvel filmlerine gülüyor olurdum. Ama ben o gün Ayı izledim. Ve artık hiçbir film bana o kadar travmatik gelemiyor. Yani ilk filmimde annesini kaybeden bir ayı vardı, şimdi Cannes’da “sessiz acı” temalı film izlerken gözüm doluyor, ama aynı zamanda diyorum ki: “Evet, bu plan sekansı gerçekten Tarkovski dokunuşu taşıyor.”

Ve hâlâ o günü hatırladıkça şunu diyorum: Bazen sinema seni seçer. Ve bazen o seçim… çok travmatik olur.

Benim sinemayla ilişkim Hayalet Avcıları’ndan başlayıp sessiz bir ayı filminde travmayla sonuçlandıysa… bu saatten sonra Fast & Furious izlemem zaten imkânsız. Ben artık sinemada konuşulmayan diyaloglara, olmayan sahnelere, bitmeyen plan sekanslara alıştım. Bazen arkada biri “bu film çok sıkıcı” diyor. Ben dönüp şöyle diyorum: “Shh... Sessizlik karakterin iç dünyasını anlatıyor.” …ve sonra içimden küçük bir ayı sesi geliyor: “Mırrr… yine travma başladı.”


Mithat Erdoğan

Kasım 2025

Fethiye - MUĞLA

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder