Turp günlerinden bir gün, sabah beş
Dilimde bir şarkı nasılsa beleş
Bendeniz Şekerler'in oğluyum, cebimde güneş
Misal düşmemiş bir kar tanesiyim
Varsay uykuda bir köy hanesiyim
İçim ihtiyar savaş gazisi
(Rehber – Ruh)
1.
Köpekler
ve Sahipleri
Vaka 1;
Geçen hafta, hafta içi bir gece saat on sularında otomobil ile eve dönüyordum. Şehit Fethi Bey parkının kenarından geçip Kordon yoluna çıkmak üzere saptığım yolda ilerlerken -ki o yol biraz karanlıktır, sokak lambaları pek seyrektir- sağ tarafımda, yol kenarında kaldırımda ayakta duran küçük bir köpek gördüm. Yol karanlık olduğu için çok yavaş ilerliyordum ve dikkatlice bakma şansım oldu. Köpeğin boynunda mavi bir tasma vardı ve tasmadan aşağıya yere düşmüş, yerde duran iki – üç metre uzunluğunda mavi bir ip vardı.
İpi takip edince ipi tutan birinin olduğunu fark ettim. İpi tutan kişi ellili yaşlarının ikinci yarısında olan bir erkekti. Fakat ipi tutan ellili yaşlarının ikinci yarısındaki bu adam kaldırımda sırt üstü uzanmıştı ve ip sağ el bileğine geçirilmiş durumda idi. Tamamen sırt üstü uzanmış bir pozisyonda idi, çenesi ve gözleri gökyüzüne bakacak şekilde bir sırt üstü uzanmadan bahsediyorum. Gözlerinin açık mı kapalı mı olduğunu göremeyeceğim bir açıda idi dolayısıyla.
Otomobil ile yanlarından geçtim ama iki üç saniye sonra yerde yatan adamın bir sağlık sorunu yaşamış ya da yaşıyor olabileceğiden endişelendim ve yolun genişlediği kısımdan bir U dönüşü yapıp köpeği ve sahibini gördüğüm noktaya sürdüm otomobili. Şimdi onları gördüğüm noktada idim ama yolun karşı şeridinde olduğum için sol tarafımda kalmışlardı. Şöför penceresini açıp endişeli bir ses tonu ile yerde yatan adama seslendim;
“Pardon! Pardon! Beyefendi! İyi misiniz? Bir şey mi oldu?!”
Bu esnada adamın az evvel gördüğüm pozisyonda olmadığını, doğrulup oturduğunu gördüm. Köpeğin ipini tutmayan sol elini yere koyup destek almış biçimde oturuyordu yerde.
“İyiyim, iyiyim bir sorun yok.”
Şeklinde yanıtladı beni.
“Yerde sırt üstü yattığınızı görünce endişelendim de gelip kontrol etmek istedim.”
“Teşekkür ederim, bir şeyim yok.”
“…”
“…”
Susup kendisine soran gözlerle baktığımı fark etmiş olacak ki;
“Yerde yatmamın sebebi köpeği eğitmek… Köpeğe eğitim veriyorum da, bu da eğitimin bir parçası…”
Şeklinde bir ekleme yapma ihtiyacı hissetti.
Bu noktada önce adamın yüzüne uzun sayılabilecek bir süre boyunca baktım. Sonra bakışlarımı köpeğe yönelttim. Köpek hala ayakta, yani dört ayağının üzerinde ve dili dışarıda bir biçimde duruyordu. Köpek kendisine baktığımı hissetmiş olacak ki kafasını bana doğru çevirip arka ayaklarının üzerine oturdu. Kafasını bana çevirdi ve dilini dışarı çıkartarak bana sırıtmaya başladı. Sinirleri bozulmuş birinin gülümsemesi varddı köpeğin suratında. Size yemin ederim ki uydurmuyorum bunu. Alkollü filan da değildim, basketbol oynadıktan sonra eve dönerken başıma gelen bir olay bu, o esnada alkoll içecek değil ballı tarçınlı ve zencefilli süt içiyordum hatta.
Köpeğin sırıtışını görünce sinirilerim boşaldı. Köpek bana;
“Siktiğimin delisi, gecenin köründe eğiteceğim diye beni parka getirdi, biraz yürüttü şimdi de tasmayı elinden bırakmadan kaldırımda sırt üstü yatıp yattığı yerden bir şeyler söylüyor bana! Hareket etmeden duruyoruz burada on - on beş dakikadır. Issırır mısın, sabaha mı bırakırsın?!”
Dercesine bakıyordu sırıtarak.
Adama; “İyi geceler, kolay gelsin” dedim ve bastırdığım kahkahamı camı kapatıp otomobili hareket ettirdikten sonra serbest bıraktım ve hunharca bir kahkaha attım.
Vaka 2;
Dün gece, akşam yemeğimi yedikten sonra kahve içmek için gittiğim kahveciden çıkmış eve dönmek üzere otomobilime binmiştim. Yerguzlar caddesi üzerinde bir müddet ilerledikten sonra Yerguzlar caddesinin Barış Manço Bulvarı ile kesiştiği dörtyol ağzındaki ışıklara vardım. Yeşil ışığı kısa bir süre farkı ile kaçırmıştım. Kırmızı ışıkta en ön sırada sol şeritte ışığın yeşile dönmesini beklemekte idim.
Kırmızı ışıkta en ön sırada durmak beni niyeyse mutlu eden bir şey olmuştur hep. Anksiyete sorunu olan birisi olarak bir sonraki kırmızı ışığa yakalanmayacağımı bilmenin verdiği rahatlık beni çok sevindirir ve rahatlatır.
Turizm sezonunun bitmesi, okulların açılması ve kışın yaklaşması ile birlikte Fethiye sokakları tenhalaşmış ve sakinleşmişti. Fethiye, Fethiye’de yaşayanlara kaldığı dönemin ilk zamanlarını yaşamakta idi. Barış Manço bulvarı da bomboştu, kırmızı ışıkta beklerken önümden hiç araç geçmemişti. Derken önümden koyu kahverengi bir Golden Retirever köpek geçti. Koşarak geçti. Koşuyordu ama zik zak çizerek, hatta daireler çizerek koşuyordu. Koşarak geçti ve karşı kaldırımdaki sık ağaçlık bölgeye daldı hızla. Beş on saniye sonra aynı köpek yine önümden geçti. Bu sefer geldiği istikamete doğru aynı şekilde koşarak geçti ve gözden kayboldu.
Şaşırmıştım. Golden Retriever köpeklerin çok akıllı köpekler olmadıklarını bir yerde okumuştum ama bu köpek, cinsinin standartlarının üzerinde bir salaklığa sahip gibi davranıyordu. Derken aynı köpek aynı şekilde önümden yine geçti ama bu sefer biraz daha yavaş koşuyordu. Köpeğin arkasından köpeğin boynundan çıkardığı ipini sol el bileğine dolamış, sağ elinde bir şarap şişesi tutan sahibi yürüyerek geçti. Otuzlu yaşlarının sonunda, zayıf, uzun ve ince bacaklı, uzun saçlı, kirli sakallı bir adamdı. Elindeki şarap şişesinden sık sık yudum alıyor ve yudum almadığı aralarda da ıslıkla bir şarkı çalıyordu. Islıkla ne çaldığını duyamıyordum ama ıslık çaldığı için büzüşen dudaklarını ve çaldığı ezgiye eşlik maksatlı olarak çattığı kaşlarını görebiliyordum.
Adam belli ki sarhoş ya da çakır keyif idi. Ancak adamın yürüyüşü gayet muntazam idi. Sarhoş ya da çakırkeyf birinden bekleyeceğiniz yalpalama, sendeleme, zik zak çizme vs. yoktu yürüyüşünde. Sarhoş birinden bekleyeceğiniz bu yürüyüş emarelerin tamamı adamın gezdirdiği Golden Retriever köpeğinde mevcut idi.
“Lan yoksa bu adam köpeğe de mi şarap içirdi?!” diye düşündüm bir an. Sonra da aklımdan; “Belki de köpek sandığımın aksine salak değil de çok akıllıdır ve birazdan sarhoş olacak olan sahibinin sarhoşken yürüyüşünün taklidini yapıyordur” şeklinde bir düşünce geçti. Golden Retriever’ın salak mı akıllı mı olduğu bir muamma idi. Kesin olan tek şey ise şişeden şarap içerek gecenin yarısında köpek gezdiren adamın sağ duyudan yoksun olduğu idi. “İnsanlar neden böyle lan?!” diye düşünürken yeşil ışık yandı. Gaza bastım ve yoluma devam ettim.
2. Türkiye’de bir insanın en kolay olabileceği şey sizce nedir? Hemen söyleyeyim; “vergi mükellefi”… Evet, vergi mükellefi… Hemen açıklayayım; Türk Medeni Kanunu'nun 28. maddesi kapsamında kişi olabilmek yeterli vergi mükellefi olabilmek için. Gelir Vergisi mükellefi olacak “kişide” bunun için özel ehliyet dahi aranmıyor.
Vergi Usul Kanunu (VUK) 9. Madde uyarınca mükellefiyet ve vergi sorumluluğu için kanuni ehliyet şartı olmadığı belirtilmiş, hem de açıkça belirtilmiş. 18 yaşından küçük olsanız da, cezai ehliyete sahip olmasanız da vergi ödemek durumundasınız gerektiğinde.
Bu durumun absürtlüğünü göz önüne
sermek için şöyle bir örnek vereyim hemen; hareket halindeki bir metrobüsün
şoförünün üzerine atlayıp ısırarak metrobüsün kaza yapmasına ve onlarca insanın
ölmesi ve yaralanmasına sebep olan bir kişi Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) kapsamında
cezadan muaf olabiliyor cezai ehliyeti yoksa. Ancak aynı kişi kendisine miras
kalınca vergi kanunları uyarınca vergi mükellefiyeti olduğu için veraset ve
intikal vergisini çatır çatır ödüyor. Vergi kanunları “cezai ehliyet” filan
umursamıyor.
Mithat Erdoğan
14 Kasım 2024
Fethiye / MUĞLA
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder