1 Kasım 2024 Cuma

Mazeret Sunmuyorum (I)

 I.           

1.      Dün gece çalışma odasının ışığını kapatıp yatak odasına doğru zifiri karanlık koridorda yürürken kedimiz Bıdış’ı (ki kendisi beyaz bir kedidir) görmediğim için yanlışlıkla kuyruğuna bastım ve arka bacağına doğru hafif bir tekme atmış bulundum. Canı yandığını belli eden bir ses çıkararak yatak odasına doğru koştu. Yatak odasında Seda’yı uyandırmadan Bıdış’ı kucağıma alıp bir yerine bir şey olmuş mu bakmak istedim ama beni görünce korku dolu gözlerle yatağın altına girdi. Canım iyice sıkıldı ve kendimi çok kötü hissettim. Hemen salona dönüp Bıdış’ın çok sevdiği balık yağı haplarını elime alıp hap kabını hışırdattım. Bu sesi duyunca normalde koşarak gelir ama bu sefer sadece yatak odasının kapısından kafasını uzatıp bana baktı ve tekrar yatak odasına girdi. Balık yağı hapının cazibesinin bile yanıma gelmesini sağlayamaması beni endişelendirdi ama tabi ki pes etmeyecektim.

Balık yağı haplarından bile daha çok sevdiği, diyet yaş mamalardan birini kütüphanenin rafından alıp mutfağa gittim. Küçük bir tabağa yaş mamanın üçte birini döktüm ve yatak odasının girişinde durup yaş mamanın kokusunu almasını bekledim. Ne tepki vereceğini merak ediyordum. Miyavlayarak bana doğru gelince bu sefer ben hızlı adımlarla koridoru geçerek salona yöneldim. Arkamdan gelip gelmeyeceğini merak ediyordum. Kedinin perspektifinden bakınca; gecenin köründe kuyruğuna basıp ona tekme atmıştım. Sonra kovalamıştım. Şimdi de sevdiği bir yiyeceği ona koklatıp yemek için geldiğinde ondan kaçıyordum. Kedi bana saldırsa haklı idi valla! Tam bir psikopat gibi davranmışım hayvana şimdi böyle düşününce.

Salona geçtim, yere oturup yaş mamayı koyduğum küçük tabağı iki bacağımın arasına yerleştirdim ve bacaklarımı genişçe açtım. Bıdış hızlı adımlarla yürüyerek geldi, bana baktı ve tabağa eğilip yaş mamayı hızlıca hüpletmeye başladı. O yaş mamayı yerken ben de ondan özür diledim ve nazik bir biçimde kafasını ve boynunu sevmeye başladım. Bir yerine bir şey olup olmadığını da etraflıca kontrol ettim bu esnada. Mama bitince tabağın hemen önüne oturdu ve bana baktı. Biraz daha sevmeye devam ettim ve sonra kucağıma almak için hamle yaptım. Direnmedi. Kucağıma alıp yatak odasına götürdüm. Yatağın üzerine bıraktım. Pijamamı giymek için arkamı döndüm. Pijamamı giyip yatağa girdiğimde Seda’nın baş ucuna, sağ kolunun üstüne yatmış uyuyordu. Benim yanıma değil de Seda'nın yanına yatmış olmasına (her ne kadar haklı bir gerekçesi olsa da) gücendim. Kendi kendime "Kedinin sevgisini yaş mama ile satın alamazsın." şeklinde sikindirik bir özlü söz söyleyip uykuya daldım. 

2.     Geçen hafta sonu Fethiye’de yaşadığımı iliklerime kadar hissettiğim bir olay yaşadım. Merkezdeki Salı ve Cuma pazarının kurulduğu, Fethiye stadyumu tarafındaki DSİ kanalının yanına, kaldırıma otomobilimi park ettim. Sokak fotoğrafı çekmek için yürüyüş yapmak niyetinde idim fakat sırt çantamı taşımak istemiyordum. Tüm gün çalıştığım için sırt çantamın içinde laptopum, şarj kablosu, çalışma notlarımı aldığım defterim vs. vardı ve çanta çok ağırdı. Çantanın içinden analog fotoğraf makinem, dijital fotoğraf makinem, cüzdanım ve telefonun kulaklığını çıkardım. Çantayı bagaja koyarken avuç içi büyüklüğündeki, açık gri renkli Olympus Mju ii analog fotoğraf makinemi ve beyaz renkli telefon kulaklığımı otomobilin şoför tarafındaki arka kapısının üstüne, tavana, dışarıya koydum. Çantayı bagaja koydum, cüzdanımı göt cebime koyup dijital fotoğraf makinemi sağ omzuma astım ve otomobilin kapısını kilitleyip yürümeye başladım.

Yarım saat kadar yürüdüm. Yürürken ıslık çalıyor ve sağıma soluma bakarak güzel bir kare yakalamaya çalışıyordum. Derken ağzım kuruduğu için Beşkaza Meydanı’ndaki süpermarkete girip yarım litre su aldım ve içtim. Dudaklarımı su içerken ıslatmıştım ama hala kuruydular. Dudaklarımın çatlamaya başladığını fark ettim ve ıslık çalmaktan vazgeçtim. Yürürken müzik dinleyeyim bari dedim. Elimi pantolonumun sağ ön cebine attım. Kulaklığım cebimde değil idi. Elimi pantolonumun sol ön cebine attım. Kulaklığım sol cebimde de değil idi. Yürümeyi kesip birden durdum. Boynumda asılı bir fotoğraf makinesi var mı diye kontrol ettim, yoktu. Sadece sağ omzumda asılı dijital fotoğraf makinesi vardı. Kendi kendime sesli biçimde “Kafamı sikeyim!” dedim. Yanımda yürüyen bir kadın yan gözle bana baktı ama umursamadım. Bu benim kendi iç meselemdi ve kendime küfür ettiğim için kimsenin beni yargılamasına tahammül edecek halde değildim. Kulaklık ve analog fotoğraf makinesini otomobilin şoför tarafındaki arka koltuğunun üstünde, dışarıda tavanda bırakmıştım. Yanıma almayı unutmuştum. Söylene söylene yürüdüm bir süre. Sonra durumu kabullendim ve yürüyüşümden ve sokak fotoğrafı çekmekten keyif almaya çalıştım ve bir süre sonra bunu başardım. Bir saat kadar yürüyüş yaptıktan sonra otomobilin olduğu yere geri döndüm. Hop! Çoktan çalındığını düşündüğüm kulaklık ve analog fotoğraf makinesini otomobilin şoför tarafındaki arka koltuğunun üstünde, dışarıda tavanda bıraktığım yerde duruyordu. Kulaklık ve analog fotoğraf makinesini tavandan alıp çantama koydum ve sırıtarak otomobile bindim. Keyiflenmiştim. Keyiflendiğim için Bob Dylan’ın Subterranean Homesick Blues şarkısını dinlemek istedim ve şarkıyı açıp sesi bir hayli yükselttim. Otomobili çalıştırıp eve doğru gitmek için yola koyuldum.

3.      Bu arada küçük de bir tavsiye vereyim; nefes egzersizi yapmak isterseniz ya da ciğerlerinizin ne kadar iyi çalıştığını öğrenmek isterseniz Bob Dylan’ın Subterranean Homesick Blues şarkısını açıp dinlerken sözlerine Bob Dylan ile birlikte eşlik etmeye çalışın. Başarabilirseniz ciğerleriniz gayet iyidir demektir. Sürekli tıkanıyorsanız ve nefes nefese kalıyorsanız, egzersiz yapın, sigarayı bırakın ya da bir doktora görünün!

    ( Subterranean Homesick Blues )

                                                                                                                

                                                                                                                            Mithat Erdoğan

                                                                                                                1 Kasım 2024

                                                                                                                Fethiye / MUĞLA

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder