I.
1. Dün gece çalışma odasının ışığını kapatıp
yatak odasına doğru zifiri karanlık koridorda yürürken kedimiz Bıdış’ı (ki
kendisi beyaz bir kedidir) görmediğim için yanlışlıkla kuyruğuna bastım ve arka
bacağına doğru hafif bir tekme atmış bulundum. Canı yandığını belli eden bir
ses çıkararak yatak odasına doğru koştu. Yatak odasında Seda’yı uyandırmadan
Bıdış’ı kucağıma alıp bir yerine bir şey olmuş mu bakmak istedim ama beni
görünce korku dolu gözlerle yatağın altına girdi. Canım iyice sıkıldı ve
kendimi çok kötü hissettim. Hemen salona dönüp Bıdış’ın çok sevdiği balık yağı
haplarını elime alıp hap kabını hışırdattım. Bu sesi duyunca normalde koşarak
gelir ama bu sefer sadece yatak odasının kapısından kafasını uzatıp bana baktı
ve tekrar yatak odasına girdi. Balık yağı hapının cazibesinin bile yanıma
gelmesini sağlayamaması beni endişelendirdi ama tabi ki pes etmeyecektim.
Balık yağı
haplarından bile daha çok sevdiği, diyet yaş mamalardan birini kütüphanenin
rafından alıp mutfağa gittim. Küçük bir tabağa yaş mamanın üçte birini döktüm
ve yatak odasının girişinde durup yaş mamanın kokusunu almasını bekledim. Ne
tepki vereceğini merak ediyordum. Miyavlayarak bana doğru gelince bu sefer ben
hızlı adımlarla koridoru geçerek salona yöneldim. Arkamdan gelip gelmeyeceğini
merak ediyordum. Kedinin perspektifinden bakınca; gecenin köründe kuyruğuna
basıp ona tekme atmıştım. Sonra kovalamıştım. Şimdi de sevdiği bir yiyeceği ona
koklatıp yemek için geldiğinde ondan kaçıyordum. Kedi bana saldırsa haklı idi
valla! Tam bir psikopat gibi davranmışım hayvana şimdi böyle düşününce.
Salona geçtim,
yere oturup yaş mamayı koyduğum küçük tabağı iki bacağımın arasına yerleştirdim
ve bacaklarımı genişçe açtım. Bıdış hızlı adımlarla yürüyerek geldi, bana baktı
ve tabağa eğilip yaş mamayı hızlıca hüpletmeye başladı. O yaş mamayı yerken ben
de ondan özür diledim ve nazik bir biçimde kafasını ve boynunu sevmeye
başladım. Bir yerine bir şey olup olmadığını da etraflıca kontrol ettim bu
esnada. Mama bitince tabağın hemen önüne oturdu ve bana baktı. Biraz daha
sevmeye devam ettim ve sonra kucağıma almak için hamle yaptım. Direnmedi.
Kucağıma alıp yatak odasına götürdüm. Yatağın üzerine bıraktım. Pijamamı giymek
için arkamı döndüm. Pijamamı giyip yatağa girdiğimde Seda’nın baş ucuna, sağ
kolunun üstüne yatmış uyuyordu. Benim yanıma değil de Seda'nın yanına yatmış
olmasına (her ne kadar haklı bir gerekçesi olsa da) gücendim. Kendi
kendime "Kedinin sevgisini yaş mama ile satın alamazsın." şeklinde
sikindirik bir özlü söz söyleyip uykuya daldım.
2. Geçen hafta sonu Fethiye’de yaşadığımı
iliklerime kadar hissettiğim bir olay yaşadım. Merkezdeki Salı ve Cuma
pazarının kurulduğu, Fethiye stadyumu tarafındaki DSİ kanalının yanına,
kaldırıma otomobilimi park ettim. Sokak fotoğrafı çekmek için yürüyüş yapmak
niyetinde idim fakat sırt çantamı taşımak istemiyordum. Tüm gün çalıştığım için
sırt çantamın içinde laptopum, şarj kablosu, çalışma notlarımı aldığım defterim
vs. vardı ve çanta çok ağırdı. Çantanın içinden analog fotoğraf makinem,
dijital fotoğraf makinem, cüzdanım ve telefonun kulaklığını çıkardım. Çantayı
bagaja koyarken avuç içi büyüklüğündeki, açık gri renkli Olympus Mju ii analog
fotoğraf makinemi ve beyaz renkli telefon kulaklığımı otomobilin şoför
tarafındaki arka kapısının üstüne, tavana, dışarıya koydum. Çantayı bagaja
koydum, cüzdanımı göt cebime koyup dijital fotoğraf makinemi sağ omzuma astım
ve otomobilin kapısını kilitleyip yürümeye başladım.
Yarım saat kadar
yürüdüm. Yürürken ıslık çalıyor ve sağıma soluma bakarak güzel bir kare
yakalamaya çalışıyordum. Derken ağzım kuruduğu için Beşkaza Meydanı’ndaki
süpermarkete girip yarım litre su aldım ve içtim. Dudaklarımı su içerken
ıslatmıştım ama hala kuruydular. Dudaklarımın çatlamaya başladığını fark ettim
ve ıslık çalmaktan vazgeçtim. Yürürken müzik dinleyeyim bari dedim. Elimi
pantolonumun sağ ön cebine attım. Kulaklığım cebimde değil idi. Elimi
pantolonumun sol ön cebine attım. Kulaklığım sol cebimde de değil idi. Yürümeyi
kesip birden durdum. Boynumda asılı bir fotoğraf makinesi var mı diye kontrol
ettim, yoktu. Sadece sağ omzumda asılı dijital fotoğraf makinesi vardı. Kendi
kendime sesli biçimde “Kafamı sikeyim!” dedim. Yanımda yürüyen bir kadın yan
gözle bana baktı ama umursamadım. Bu benim kendi iç meselemdi ve kendime küfür
ettiğim için kimsenin beni yargılamasına tahammül edecek halde değildim.
Kulaklık ve analog fotoğraf makinesini otomobilin şoför tarafındaki arka
koltuğunun üstünde, dışarıda tavanda bırakmıştım. Yanıma almayı unutmuştum.
Söylene söylene yürüdüm bir süre. Sonra durumu kabullendim ve yürüyüşümden ve
sokak fotoğrafı çekmekten keyif almaya çalıştım ve bir süre sonra bunu
başardım. Bir saat kadar yürüyüş yaptıktan sonra otomobilin olduğu yere geri
döndüm. Hop! Çoktan çalındığını düşündüğüm kulaklık ve analog fotoğraf makinesini
otomobilin şoför tarafındaki arka koltuğunun üstünde, dışarıda tavanda
bıraktığım yerde duruyordu. Kulaklık ve analog fotoğraf makinesini tavandan
alıp çantama koydum ve sırıtarak otomobile bindim. Keyiflenmiştim.
Keyiflendiğim için Bob Dylan’ın Subterranean Homesick Blues şarkısını dinlemek
istedim ve şarkıyı açıp sesi bir hayli yükselttim. Otomobili çalıştırıp eve
doğru gitmek için yola koyuldum.
3. Bu arada küçük de bir tavsiye vereyim; nefes
egzersizi yapmak isterseniz ya da ciğerlerinizin ne kadar iyi çalıştığını
öğrenmek isterseniz Bob Dylan’ın Subterranean Homesick Blues şarkısını açıp
dinlerken sözlerine Bob Dylan ile birlikte eşlik etmeye çalışın.
Başarabilirseniz ciğerleriniz gayet iyidir demektir. Sürekli tıkanıyorsanız ve
nefes nefese kalıyorsanız, egzersiz yapın, sigarayı bırakın ya da bir doktora
görünün!
( Subterranean Homesick Blues )
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder