II.
Havada hareketsiz asılı durur
Ve derinlerde, dalgaların altında
Mercan mağaralarının labirentlerinde
Uzak bir zamanın yankısı
Kumların üzerinden savrulur”
(Pink Floyd – Echoes)
1. Koşan insanlar ile ilgili ya çok iyi anladığım, ya da hiç anlamadığım bir husus var. Sadece koşmak için koşmak sizi neden kesmiyor sevgili düzenli olarak koşan insanlar? İlla bir şey için mi koşacaksınız? Sosyal sorumluluk kisvesi altında koşunca yaptığınız şey daha az sıkıcı mı oluyor? Kendinizi koşmak için ancak ulvi bir gaye güdüyorsanız mı motive edebiliyorsunuz? Bunun bisiklet versiyonuna denk gelmedim ben pek. Genelde koşanlar hep bir şey için koşuyor. Farkındalık yaratmak, hayır işi yapmak ve bazı sorunlara, eksikliklere dikkat çekmek için koşuyorlar. Sosyal sorumluluk maksadı güden halı saha turnuvası, yamaç paraşütü etkinliği, jet ski yarışı, yelken müsabakası gördünüz mü siz hiç mesela? Bu saydıklarım koşmak ile kıyaslanınca eğlenceli aktiviteler çünkü! Eğlenceli olan bir şeyi yaparken sosyal sorumluluk peşinde “koşmak” pek yaygın değil, değil mi?
Dürüst olun ve deyin ki; “Evet lan, koşmak çok sıkıcı ve kendimizi motive etmek için bir şeyler bulmamız lazım. Bulduğumuz bu şey vicdanımızı rahatlatan bir sosyal sorumluluk projesi olunca koşmak için motive olabiliyoruz.” Deyin bunu ya! Bunu dediğinizde sizi yargılamam. Hatta bunu dediğiniz için sizi yargılayanlara denk gelirsem sizi ateşli bir şekilde savunurum. Yaparım bunu. Yeter ki dürüst olun, ayak yapmayın. Çok fena gaza geldim. Hemen bir sosyal sorumluluk projesi başlatacağım. “Koşmak için motivasyon bulamadığı zaman sürekli bir sosyal sorumluluk gayesi ile koşulara katılan koşucuların yaşadığı bu motivasyon sorununa dikkat çekmek için koşuyorum projesi” kapsamında bir koşu düzenleyeceğim.
2. Yılın o zamanı geldi. “Burada hala yaz”, “Kasım ayında bilmem kaç derece”, “Ben hala yüzüyorum, bakın nasıl da yüzüyorum, evet açık havada, denizde yüzüyorum, en çılgın, en maceraperest ve en ehl-i keyf benim!” captionlı paylaşımlar içerisinde kalmaya ufaktan başladık. Hangi ay yüzdüğünüzün insanları etkileyebilmesi ve / veya çılgınlığınıza, maceraperestliğinize vurgu yapabilmesi için hangi yarımkürede olduğunuzu da belirtmeniz gerekir sevgili çılgın ve maceraperest insanlar! Kuzey yarımkürede sonbahar mevsiminin başlangıç tarihi 23 Eylüldür. Bunu bıkmadan, usanmadan her sonbahar & kış hatırlatırım. Benim zevkim de bunu hatırlatmak, malumatfuruşluk ve bilmişlik yapmak… Benim çılgınlığım ve maceraperestliğim de bu kadar işte heyhat!
3.
Paris
Olimpiyatları'nda İtalyan boksör Angela Carini, maçın 1. dakikasında
karşısındaki (Trans olduğu iddia edilen) sporcu olan Cezayirli Imane Khelif'e
karşı maçtan çekilmişti.
Angela Carini maçtan sonra yaptığı açıklamada, "İlk yumruğunu yediğimde karı gibi vurmadığını fark ettim ve trans bir sporcu ile karşı karşıya olduğumu anladım" demiş.
Açıklaması esnasında Imane Khelif'in yanına gelip trans olmadığını söylemesi üzerine, "Çıkar göster!" diye bağıran Angela Carini Dünya'daki tüm feministleri karışık duygular içerisine gark etmiş.
Kime ne tepki vereceğini bilemeyen feministlerin doğru bir karar alabilmek adına etraflarındaki erkeklerden fikir aldığı ve bazı feministlerin "Angela Carini'nin yaptığını yapmak taşak ister" cümlesini kurdukları iddialarının doğruluğu ise halen araştırılıyor.
Not: Bahsi geçen, Paris 2024 Olimpiyat Oyunları'nda boks branşı kadınlar 66 kiloda altın madalya kazanan Cezayirli boksör Imane Khelif'in XY kromozomuna sahip olduğu medikal bir raporla kanıtlanmış.
4. Yaptığımız işi anlamlandırmak durumunda mıyız? Belki de ben mesleğimin doğası gereği anlamlandıramadığım bir işe sahibimdir. İnsanlığın doğasına çok uygun bir iş benim yaptığım iş… Vergi danışmanlığı! Anlamlandırmaya da hiç ihtiyaç duymadım yaptığım işi. İşe yarar olması kafi, anlamlı olmasına gerek yok çünkü... İnsanların yaptıkları işe anlam yüklemelerine değil de aşırı anlam yüklemelerine ve hani neredeyse yaptıkları işi yüceltmelerine anlam veremiyorum. Anlam konusunda cimri filan değilim ha, yanlış anlaşılmasın. Bu yazdıklarım anlamı olan şeyler bulmakta güçlük çeken bir nihilist olduğum anlamına gelirse de çok üzülürüm. Anlam karmaşası içerisinde filan da değilim. Bana “peki o zaman bu kadar şeyi yazmanın ne anlamı vardı ki?” diyerek beni eleştirebilirsiniz, sizi çok iyi anlıyorum. En azından anladığımı düşünüyorum.
5. Karşımdaki kafenin içinde dev sırt çantaları ile seyahate çıkmış turistler var. Bir çift Avrupalı ve bir çift Uzak Doğulu turist gibi gözüküyorlar. En azından bu mesafeden ve genel geçer mantık yürütme sonucunda... Turist çiftlerin dev sırt çantalarının içinden metrelerce kablo çıktı. Laptop şarj kablosu, akıllı telefon şarj kablosu, portatif şarj ünitesi şarj kablosu ve fotoğraf makinesi pili şarj aleti şarj kablosu... Bu kabloları kafedeki tüm prizlere soktular ve şarj edilmesi gereken elektronik aletlerini şarj ediyorlar şu anda.
İhtiyaç molası denilen şey
artık sadece doğal ihtiyaçların giderilmesinden ibaret değil, doğal olmayan ama
elzem olan elektrik enerjisi ihtiyaçlarımızın da giderilmesi büyük bir önem
teşkil etmekte
Bir insan bağırsağının uzunluğu bu kabloların toplam uzunluğundan tabi ki daha fazladır ama ikisi de bağırsaklarını ortaya dökmüş gibi görünüyorlar şu anda kafede kabloların arasında otururken. Kablolara olan bağımlılığımız teknolojinin sandığımız kadar görkemli ve medeni bir şey olmadığını hatırlatır bana her defasında. Makineler dünyayı ele
mi geçirecek? Kabloları keseriz, yavaş ele geçirsinler dünyayı.
Kablosuz aletlere ise hiç girmek istemiyorum. Kablosuz aletleri kullanmak için gerekli enerjiyi de enerjisini kablo vasıtası ile alan başka bir aletten elde ediyoruz. Aslında yine kabloya ihtiyacımız var yani. Kablosuz mouse, kablosuz klavye, kablosuz kulaklık…
Kablosuz aletlerin handikabı ise olmadık yerde pillerinin bitmemesi için şarj oranını sürekli kontrol etme konusunda yaşadığımız o endişe...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder