Bugün Mersin’de bir aşevinde hazırlanan kavurmadan at eti çıktığı haberi yayıldı. Yetmedi, iddiaya göre bu at da öyle sıradan bir at değilmiş; yarış kazanmış, hatta üç kez şampiyon olmuş bir safkanmış. Ve tabii ki sosyal medyada tepki seli başladı. Ama tepkilerin bazılarının tonu gerçekten çok tuhaftı: Bir kaç tepki videosunda insanların gıda güvenliğine, denetimsizliğe ya da kamu sorumluluğuna kızmaktan ziyade, sanki emekli bir sporcunun kariyerine saygısızlık yapılmış gibi bir yerden öfke kustuğunu gördüm. Ortaya şöyle bir dramatik çerçeve çıktı yani: “Üç kez şampiyon olmuş bir atın sonu kavurma mı olmalıydı?” Sanki mesele bir gıda skandalı değil de spor tarihine yapılmış bir saygısızlıkmış gibi.
Haliyle at eti meselesinin kendisinin değil, verilen tepkilerin mantık örgüsünün daha saçma olduğu sonucuna vardım. Bazı insanlar öfkeyle “Ama o at üç kez şampiyon olmuştu!” diye yazmış. Lan oğlum siz mal mısınız? Yani sorun at etinden kavurma yapılması değil de, kavurması yapılan atın parlak sayılabilecek CV’si mi? Kurulan bu absürt mantık resmen şu noktaya geliyor: Eğer kavurmadan çıkan at kariyerinde pek bir şey başaramamış sıradan bir at olsaydı, mesele bu kadar büyümeyecekti. Hatta“Bu at Anadolu’nun mütevazı orta sıra koşucularındandı, çok da dramatize etmeyelim” mi diyecektik şampiyonluğu olmayan bir atın etinden yapılmış kavurmayı yeseydik? Tepkinin dayandığı yer tam olarak bu oksimoron: Etik itiraz gibi görünen şey aslında başarı fetişizmi yahu.
Sanki hayvanın değeri biyolojik varlığından değil de madalya sayısından türemiş gibi davranılıyor. Bu mantıkla bakarsak sorun kavurmada at eti çıkması değil; kavurmaya giren atın az da olsa “prestijli” olması. Yani mesele gıda güvenliği falan değil, adeta spor tarihi skandalı: “Üç kez kazanan safkan nasıl menüye girdi?” İnsanlar farkında olmadan etiği değil, istatistiği savunuyor. Bu da başlı başına trajikomik bir oksimoron: Vicdanı spor sayfası mantığıyla kurmaya çalışmak nedir lan el insaf!?
Hayır bütün bunları görünce insan ister istemez şu sonuca da rahatlıkla varabilir: Demek ki mesele gerçekten hayvanın yenmesi falan değil; mesele yenen hayvanın özgeçmişi. Eğer et yiyeceksek bari kariyeri vasat, kupa görmemiş, mütevazı bir hayvanın etini yiyelim ki vicdanımız az da olsa rahat etsin. Yani hayvanın hayatına değil de özgeçmişine saygı gösterelim. Etiğe ulaşamadık bari özgeçmişe hürmette kusur etmeyelim. Çünkü belli ki bazı insanlar için ahlakın asgari standardı şu: Yediğin şeyin özgeçmişi zayıf olsun.
Neyse, hepinize ziyade olsun.
Mithat Erdoğan
13 Mart 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder