10 Haziran 2023 Cumartesi

Tanrı Kent - Başrolde bir SLR *

 

“Bir fotoğraf hayatımı değiştirebilirdi. Ama Tanrıkent'te kaçarsanız ölürsünüz. Kalırsanız yine ölürsünüz. Çocukluğumdan beri bu hep böyle olmuştur.” * (Paulo Lins –Tanrıkent)

 

Neden fotoğraf çektiğimi ekseriyetle uzun uzun düşünürüm. Kendime verdiğim yanıtlardan asla tatmin olmam. Sanırım verdiğim yanıtlardan tatmin olsam elime bir daha fotoğraf makinesi almayacağımdan korkuyorum. Tabi herkes için geçerli bir durum değil benimkisi! Bir şeyi amaç değil de araç haline getirmenin her zaman eleştirilecek bir tavır olmadığını kabul etmekte bir beis görmüyorum. Araç ile neye / nereye ulaştığımız kısmına göre değişir zira bu tavrın etik boyutu.

“Analog fotoğraf dergisinde sinema köşesinde bu kadar da felsefe yapılır mı yahu?” dediğinizi duyar gibi filan değilim. Okur ile sohbet ediyormuş kisvesi altında samimiyetsizlik saçan bu tarz cümleleri asla kurmam ve içinde bu tarz cümleler barındıran yazılardan da hoşlanmam. Bu interaktif bir alan değil. Ben yazacağım, siz de okuyacaksınız. Şirinlik yapmanın ne yeri ne de sırası…

Bu sayıda bahsedeceğim film; 2002 yılında Fernando Meirelles tarafından çekilmiş “Cidade De Deus” (Türkçe ’ye “Tanrı Kent” olarak çevrildi.) olacak. Brezilya yapımı olan filmin süresi 130 dakikadır. Tik Tok videoları ile zehirlenen kişilerin oturup dikkatlerini vererek izlemesi için bir hayli uzun bir süre diyebilirim.

Filmin türüne belgesel-dram denebilir. Zira otobiyografik ögeler barındıran bir dram ve çekim teknikleri ile kullanılan planlar da belgesel türüne göz kırpmakta. Yönetmen, şiddeti estetize etmeyen ama şiddet sahnelerinden de sakınmayan bir film dili benimsemiş.

Filmlere yapı bozum uygulayarak her sahnenin arkasında başka bir anlam arayan, sembolizm sevdalısı bir sinefil değilim aslında fakat bu filmin açılış sekansındaki, canını kurtarmak için kaçan tavuk aslında filmin ana karakteri Rocket'i temsil ediyor. Rocket de Favela'dan kaçmak, kurtulmak istiyor. Zaten "Ne polis olacağım, ne de serseri! Vurulmaktan çok korkuyorum." dediği sahnede filmin çatışmasının Rocket 'in yaşadığı Favela'dan çıkmaya çalıştıkça Favela'nın onu kendine çekmesi olduğunu anlıyoruz. 

Ana karakterin Rocket olduğu Tanrikent bize bir sürü kısa hikaye anlatıyor yan karakterleri vasıtası ile. İçinde kısa öyküler barındıran bir kitap gibi filmin senaryosu… Hepsi birbiri ile ilişkili karakterlerin (Lil Z, Benny, Nakavt Ned ve 3lü Çete'nin üyeleri gibi) başına gelen, birbirlerini ve ana karakter Rocket’i etkileyen olaylar silsilesi şeklindeki film akışına kendinizi kaptırmamanız gerçekten çok zor! 

Filmin belgesel tarafı ise sadece çekim tekniklerinden değil, Brezilya tarihinin belli bir dönemini kent ve insan ilişkisi üzerinden olabildiğince objektif yansıtmaya çalışmasından kaynaklanmakta. Film, Favela'lardaki nüfusun sosyokültürel altyapısını, eğitim ve refah seviyesini tüm yalınlığı ile ortaya seriyor. Ağdalı anlatımdan ve ajitasyondan dikkatle kaçınan filmin sert ve düz üslubu da insanda “suratına bir tokat akşedilmiş” etkisi yaratıyor. 

Küçük çocukların ellerinde silahla dolaştığı, gasp, hırsızlık, tecavüz ve bilimum yüz kızartıcı suçun pervasızca işlendiği sokaklardaki insanlarda Devlet tarafından kendi hallerine bırakılmış, kaderlerine terkedilmiş olmalarının farkındalığının getirdiği öfke ve umursamazlık mevcut. 

Polisin, sağlık ve eğitim sisteminin umurunda olmayan insanlar konulan kanun ve nizamlara uymayarak otoriteye olan öfkelerini dışa vuruyorlar. Bir nevi kısır döngü halinde giderek artan bir şiddetin içine sürükleniyor seyirci de dakikalar ilerledikçe

Filmin sonunda Rocket'in kendini kurtardığına şahit oluyoruz belki ama Favela'lardaki kemirgenler (küçük çocukların oluşturdukları suç çeteleri) izlediğimiz döngünün devam edeceğini bize açıkça işaret ediyor.

Yazımın başında sorduğum soruya geri dönecek olursam; peki Rocket neden fotoğraf çekiyor? Bu soruya da net bir cevap veremem. Favela'dan kaçıp kurtulmak için mi? Hoşlandığı kızla yakınlaşabilmek ve onu etkilemek için mi? Salt iyi bir fotojurnalist olabilmek için mi? Sizce neden fotoğraf çekiyor? Filmi izleyenlerin de bunu bir düşünmesini ve bu soruya kendi yanıtlarını vermelerini isterim.  

Buraya kadar yazdıklarımdan gayet net olarak anlaşılabileceği üzere; filmde fotoğrafçılığın, hatta dönem filmi olması sebebi ile o dönemin fotoğrafçılığı olan analog fotoğrafçılığın da bir hayli önemli bir role, yere sahip olduğunu gözlemliyoruz. Filmin başından sonuna kadar ara ara karşımıza farklı analog kameralar çıkıyorlar ve filmin akışını ciddi anlamda değiştiriyorlar rolleri ile.

Gelin bu fotoğraf makinelerini yakından tanıyalım! (Bu da hep uyuz olduğum ve bana samimiyetsiz gelen bir kalıptır, “Gelin …’yı yakından tanıyalım” kalıbını hep sarkazm maksatlı kullanmak istemişimdir ve kısmet bu yazıya imiş, hadi yine iyisiniz tırt bir ilk de olsa bir “ilk”e şahit oldunuz lan sevgili okurlar!)

Filmdeki analog fotoğraf makinelerini aşağıda sıraladım;

-        Kodak Instamatic 77X : Kodak tarafından 1977-1984 tarihleri arasında üretilen, 126 film ile kullanılan 43 mm focal mesafeli, f/11 diyaframlı ve 1/50s örtüccü hızlı bir lense sahip bir kamera.

-        Kodak Instamatic Reflex : Kodak tarafından 1968-1974 tarihleri arasında üretilen, Instamatic serinin en üst modeli olan, 126 film ile kullanılan, Schneider-Kreuznach Xenar 45mm/f2.8  ya da Xenon 50mm/f1.9 lensler ile kullanılabilen bir SLR.

-        Kodak Retina Reflex S : Kodak tarafından 1957 ve 1958 yıllarında üretilen 35mm SLR kamera.

-        Kodak Retina Reflex IV : Kodak tarafından 1964 ve 1967 yılları arasında üretilen ve yine Schneider-Kreuznach Xenar 45mm/f2.8  ya da Xenon 50mm/f1.9 lensler ile kullanılabilen bir 35mm SLR.

-        Nikon F Photomic : NASA astronotlarının ve Vietnam’daki fotojurnalistlerin kullandığı efsane SLR. Nikon’un F serisinin başlangıç modeli. Fotoğrafçılık tarihindeki en ikonik fotoğraf makinelerinden birisi. Nikon F’in teknik özelliklerini buraya yazmayacağım bile. Merak eden araştırıp öğrensin. Benim için bu filmin başrolü zaten Nikon F Photomic’tir.

Filmin sonundaki en kritik sekanslardan birini Nikon F Photomic’in vizöründen izleriz. Hikayenin sonunu da Nikon F Photomic yapar yani bir nevi. Analog fotoğrafçılık meraklıları & sevdalıları zaten kendisini iyi tanıyordur.

Benden bu sayıda bu kadar, ilerleyen sayılarda başka filmler ile ilgili yazılarımda görüşmek üzere…

 * amania dergi 11. sayı için yazılan film inceleme yazımdır.


Amania Dergi


Mithat Erdoğan

Şubat 2023 – Fethiye / Muğla

14 Mart 2023 Salı

Ted-X Files

Beldemizde dün gerçekleşen TedX etkinliği henüz üzerinden kısa bir süre geçmesine rağmen çok şeyi değiştirdi. Gelin size bu epik, didaktik ve masalsı sabahtan biraz bahsedeyim sevgili okurlar... 

Dün akşam gerçekleşen TedX etkinliğini düşünerek yolda sakince yürüyordum ki sabahın bu erken saatinde bir grup genç girişimcinin meslek lisesinin önünde tekme tokat birbirlerine giriştiklerini farkettim. Tam; "şiddet çözüm değildir gençler, kendinize gelin!" diye onlara yol gösterecek ve onları doğruyu yapmaları konusunda motive edecektim ki konuşmalarını, daha doğrusu bağırışmalarını duydum. 

Sayıca az olan gruptaki gençler "start up konusunda söyledikleriniz gerçekçi değil!" diye bağırırken sayıca kalabalık olan gruptaki gençler ise onları; "gerçekçi olmasa nolur lan! bir şeyi gerçekten isterseniz o şey olur dalyaraklar! " diye yanıtlıyordu ve bu esnada birbirlerine tekme tokat girişiyorlardı. 

Şaşırmış ve nasıl tepki vereceğimi bilemez halde yoluma devam edip hemen köşedeki mahalle bakkalına su almak için girdiğimde kendisine veresiye satış yapmayı reddeden bakkal sahibini hoşgörü ile karşılayarak ona hayat dersi verme gayreti içinde çırpınan orta yaşlı adam: "yarında yaşamak lazım, yarında. vizyonunuzu genişletin artık beyefendi, bugun alacağım ay başında ödeyeceğim, buna neden karşı çıkıyorsunuz? yarında yasamazsak nasıl kalkınacak, şaha kalkacak bu toplum!?" diyordu. 

Aman tanrım! Bu beldeye bir gecede ne olmuştu böyle yahu?! demekten kendimi alamadım. 

Gözlerimi yaşartan son olay ise beldemizin gedikli sabıkalısı, hafif suçlar kralı Nevzat'in kendisini tutuklayan polis memurlarına verdiği yanıt oldu. Nevzat yine kabahatler kanununa aykırı bir eylemde bulunup polislerce karakola giderken polis memuru ile konuşmalarına kulak misafiri oldum. 

Polis memuru; Nevzat bıkmadın lan şu umuma açık yerlere sıçma ve işeme huyundan, hayır sonra da işini gördüğün yerde bir kenara kıvrılıp uyuyorsun, her seferinde aynı şey. Yapma oğlum artık, vazgeç şu işten. Sen böyle yapınca bize şikayet geliyor, biz de seni karakola götürüyoruz, öğrenemedin mi hala bunu? 

diyerek serzenişte bulunmuştu. 

Nevzat ise onu; Ben öğrenme tutkunuyum memur bey. Sizler de bir nevi benim öğrenme yoldaşımsiniz. Farklı yerlerde aynı eylemi yapınca aynı sonucu mu tecrübe edeceğim onu öğrenmeye çalışıyorum ben. 

şeklinde yanıtladı. 

Gözlerimden akan bir kaç damla sevinç gözyaşına hakim olmak istemedim. Mutluydum, umutluydum... 

TedX beldemizi bir gecede aydınlığa çıkarmıştı. İyi ki varsın TedX! Yaşa, var ol TedX!! 


Mithat Erdoğan 

14 Mart 2023 Salı Sabahı 


Fethiye - Muğla. 

14 Şubat 2023 Salı

Belki Hiç Sırası Değil Ama

Belki hiç sırası değil ama yardım kampanyalarına dair bahsetmek istediğim bir kaç husus var. Aslında sadece "yardım" ve "kampanya" kelimesinin yan yana gelmesi bile beni irrite ediyor açıkçası. Kimin ne kadar yardımsever, kimin ne kadar empati sahibi ve kimin ne kadar hassas ruhlu olduğu hususlarında herkesin kendince yargıları mevcut zaten ama kimse bu düşüncelerini sesli ifade etmiyor sadece. Dürüst olalım bu konuda...

 

Benim takıldığım noktalar ise bambaşka! Yardım kampanyasındaki kampanya kısmının yardım kısmının önüne geçtiği durumlar… AHBAP, Akut, Babala TV vs. gibi milyonlarca insana ulaşabilen bir platforma sahip değilseniz ve bir yardımda bulunacaksanız bunu kayıtsız şartsız ve başkalarının omzuna yük bindirmeden yapın lütfen.

“Bizden şu tarihlerde alacağınız şu ürünlerin / hizmetlerin geliri şuraya gidecektir …” temalı yardım olmaz arkadaşlar. Yardım etmek için başkasından yardım istediğin bir garabet o kimse kusura bakmasın! Yardım etmen için sana yardım edeceğime yardıma muhtaç kişilere doğrudan ve karşılığında bir ürün ya da hizmet almadan yardım ederim. Sizin egonuzu okşamak durumunda değil kimse! Kaldı ki bu tarz işler sizin ürün ya da hizmetiniz neyse onun reklamını yapma konusunda da hevesli olduğunuzun (sehven ya da bilinçli bir şekilde) bir göstergesi...

Takıldığım bir diğer nokta ise; bu yardım faaliyetleri esnasında aşırı vakur, onurlu ve ciddi bir ifade ile ortada dolaşan insanlar... Kendilerine aşırı uyuz oluyorum. Belli noktalarda insanlara yardım ediliyor ve bu noktalarda yapılacak bir sürü iş oluyor. Ve siz de o belli noktalardaki işlere yardımınız olsun diye gidiyorsunuz ama karşınıza bu “aşırı vakur, onurlu ve ciddi bir ifade ile” ortada gezen tipler çıkıyor. Kibirli, insanlara tepeden bakan ve kendilerinden çok memnun halleri ile ortada dolanıyorlar ve insanların yaşam enerjilerini emiyorlar.

Bu tipler bana kendimi sanki bu felaketin, insanların yardıma muhtaç hale gelmesinin sorumlusu benmişim gibi hissettiriyorlar.. “Siktir git göt!” diye haykırasım geliyor suratlarına karşı. Bunu da yapamadığım / yapamayacağım için o belli noktalardaki yardım faaliyetlerinde faal olmaktan vazgeçmek durumunda kalıyor, bölgeden uzaklaşıyor ve kendi içime kapanıyorum.

Belki bunların hepsi benim hüsnü kuruntum ama bu yazıyı yazdığım ve yayınladığım mecralar da zaten benim blog/günlüğüm ve instagram hesabım. Siz de benim bu yazdıklarımı yargılayabilir, bana hak verebilir, bana "hassiktir oradan lavuk" diyerek tepki verebilir ya da bu yazdıklarıma kayıtsız kalabilirsiniz.


14 Şubat 2023


1 Kasım 2022 Salı

With your feet on the air and your head on the ground

Çengel şeklindeki demire

geçirilmiş mor kağıtların parıltısı

tepsilerdeki halka tatlılara ve karakuşlara

diktiğim gözlerimi

alıyor.


Şireli ve yapış yapış parmaklarımı

neşeyle ve iştahla

yalıyorum.


Mor kâğıt işe yaramıyor ama

yine de bir tane daha

koparıyorum.

 

Arı sinemasının önünden geçerken

durup pasajın içine

bakıyorum.


Kafamın içinde birden

“Comptine d'un autre été, l'après-midi” 

çalmaya başlıyor.


Adımlarımı yavaşlatıyorum,

o bitince

“Pas si simple” başlıyor.


Doksanlık bir kasetin

A yüzüne 

şarkı seçesim geliyor,

aptalca sırıtıyorum.


Mithat Erdoğan 

1 Kasım 2022

Adana - Turgut Özal Bulvarı

Saat 11:08

13 Ağustos 2022 Cumartesi

Çay Sanayi

sanayideydim

yarım ekmekti tostum 

demliydi çayım


12.08.2022

Fethiye Oto Sanayi 


Mithat Erdoğan





31 Temmuz 2022 Pazar

Özgür Irade

Kendimi bir türlü kontrol edemiyorum. Daha fazla yapmayacağım dedikçe daha fazla yapasım geliyor. Tepesine doğru incelen başını elime alıyor ve kavrıyorum. İyi durumda olup olmadığını görmek için etrafına dikkatlice bakıyorum. İçimden bir ses, haydi bir kez daha yap, ne olacak sanki diyor? Karşı koymalıyım. Karşı koymaya ihtiyacım var ama karşı koymak istemiyorum.

 

Normalde başkalarına bakarak yapmak daha keyifli ama bazen eldeki şartlar ile yetinmek gerekiyor. Evde salonda, banyoda ya da aynanın karşısında yaptığım da oluyor. Böylece aldığım zevk hayal gücünü ve yaratıcılığı tetikleyen bir sürece dönüşmek sureti ile katlanarak artıyor. Hayat bu, her zaman başkalarına bakarak yapma şansınız olmayabilir... 

 

Bir günde bir ya da iki kez çektiğim oluyor. İşimi bitirdikten sonra aletimi temizlemeye özen gösteriyorum, neticede otuz küsür yıllık alet... Bakımlı olmakta fayda var. Eskiden deneysel şeylerin peşinden de koşuyordum ama ülke şartları artık klasik usullerden devam etmekten başka şans bırakmıyor. 

 

Günde bir- iki seferden fazla çekmenin yarattığı hammadde ve lojistik sorunlar canımı çok sıkıyor. Eskiden her ilçede hesaplı malzemeler bulabiliyorken artık sadece İstanbul ve birkaç büyük şehirden ya da internetten, yurt dışından sipariş vermeniz gerekiyor. Yurt dışı bu alanda bizden çok daha ilerde ve çok fazla çeşit ve alternatif var. Haddinden fazla çektikten sonra pişmanlık duyduğum oluyor ama genelde hissettiğim şey keyifli bir heyecan... Hatta her seferinden sonra yaşadığımı hissediyorum diyebilirim! 

 

Zaman zaman aletime başkasının dokunmasına ve aletimi başkasının kullanmasına müsaade ettiğim oluyor. Bizim gibiler birbirlerini bulduklarında muhakkak tecrübe etmemiz gereken bir şey bu zira… 


Bu duruma pek gocunmuyorum demek isterdim ama böyle durumlarda aletimi kıskandığımı itiraf etmem gerekiyor. Başkasının benim aletimle benden daha iyi bir iş çıkarma ihtimali beni tedirgin ediyor ve yaptığım şeyden zevk almamı engelliyor galiba! 

 

Gerçi böyle durumlarda ben de başkasının aletine dokunma ve başkasının aletini kullanma şansına sahip oluyorum çoğu zaman. Çünkü bilirsiniz, insan doğasında mütekabiliyet esası diye bir şey vardır. Sen benim sırtımı kaşı, ben de senin sırtını kaşıyayım... 

 

Kendimi bir türlü kontrol edemiyorum. Daha fazla yapmayacağım dedikçe daha fazla yapasım geliyor. Tepesine doğru incelen başını elime alıyor ve kavrıyorum. Bu kez başkalarına bakarak yapacağım. Gerekli hazırlıkları yapıyor, üzerime rahat bir şeyler giyiyorum. Yurt dışından sipariş ettiğim malzemeleri alıyorum. Bugün kendimi şımartacağım. 

 

Tepesine doğru incelen başını elime alıp kavradığımda baş kısmının hemen sağ tarafında bir çizik dikkatimi çekiyor. Önemli bir şey olmasa da canımı sıkıyor. 1970 Model, 35mm f1,8 prime lens neticede ve elimde başka 35mm lens yok... 

 

Başı çizik lensi yerinden çıkarıyorum ve onun yerine 1972 model 55mm f1,4 lensi takıyorum. Bu lensin kondisyonu çok daha iyi. Yurt dışından gelen Cinestill 400D filmi aletimin içine usulca ve büyük bir zevkle yerleştiriyorum. 


Bu film bugün çektiğim üçüncü film rulosu olacak. Üçüncü kez çekecek olmanın heyacanı ile derin bir nefes alıyor ve gülümsüyorum. Biraz yavaşlamam lazım aslında. Zira film fiyatları uçmuş durumda ama kendimi kontrol edemiyorum. 


Kulaklıklarımı kulağıma takıp, çalma listemi açıp, ayağımdaki rahat ayakkabılarla sokakta başkalarına bakarak fotoğraf çekmek üzere yola düşüyorum. Analog fotoğrafçılık artık çok pahalı ve zahmetli bir fotoğrafçılık türü, bunun tabi ki farkındayım. Karşı koymalıyım. Karşı koymaya ihtiyacım var ama karşı koymak istemiyorum. 

 

Deklanşöre her bastığımda makineden gelen filmin pozunu ileri sarma sesi esnasında büyük bir zevkle kendimden geçmeyi sabırsızlıkla bekliyorum...


Mithat Erdoğan – 30 Temmuz 2022 

 


9 Ağustos 2021 Pazartesi

Taharet Musluğu ve Empati

Ben de isterdim evime gelen misafirlere; “Obi Wan çok şirin gözükür ama aslında hırçın bir kedidir, dikkat et tırmalamasın” ya da “Yaktığım tütsüdeki frangans güneşin gücü ve sıcaklığından yapılmıştır, kabus görmene de mani olur istersen vereyim sana da bir tane kokusu da hoşuna gittiyse” gibi cümleler kurayım. Ama yok işte, olmayınca olmuyor.

Evime gelene yapacağım tek dişe dokunur uyarı “Taharet musluğu çok tazyikli akıyor, klozete oturursan dikkat et, götün-başın ve kıyafetin ıslanmasın” olacaktır. Bu konuda neden hassas olduğumu da izah edeyim; Sırf o taharet musluğunun sabıkası yüzünden geçen yaz seks beklediğim gecenin sonunda küfür ve tokat yemişliğim var benim be hey yavrum hey!


Arkadaş ortamında tanıştığım hatunu şansımın da yaver gitmesi sayesinde evime davet etmiştim. İkimizin de kafası güzeldi aslında. Eve girdikten bir iki dakika sonra hatun tuvalete girip nispeten uzun bir süre çıkmayınca bunalıvermiş ve üzerimdeki tişörtü çıkartıp evden çıkmadan evvel nereye fırlattığımı unuttuğum kuru tişörtümü bulabilmek için üstsüz bir şekilde evde volta atmaya başlamıştım.


Tişörtü bulamadıkça sinirlenmiş, sinirlendikçe hırs yapmış, hırs yaptıkça daha hızlı hareket etmiş ve dolayısıyla giderek daha fazla terlemeye başlamıştım. Tam tuvaletin önünden geçip odama gitmek üzereyken tuvaletteki musluğun sesini duydum. Kapı açıldı ve yüzünde gayet hoşnutsuz bir ifadeyle söz konusu hatun beliriverdi karşımda. Kendi hoşnutsuzluğumla onun hoşnutsuzluğunu örtüştürdüm ve bunu çok sevimli ve komik buldum o an. (Mizah anlayışımı sikeyim)


Her şeyin fazlası zarar derler ya fazla empati de zararmış... Hiç gerek yokken hatun ile empati kurarak yüzündeki hoşnutsuzluk ifadesini taharet musluğunun aşırı coşkulu çalışması sebebi ile yaşamış olması muhtemel mağduriyetine bağladım. Bir elimde az evvel üzerimden çıkardığım ve dertop yaparak tuttuğum terli tişörtüm, diğer elimi koridor duvarına dayamış bir biçimde ve yarı çıplak olduğumun zerre farkında olmadan terden nemlenmiş yapış yapış vücudum ve suratımın ortasına oturttuğum sırıtışımla; hatuna bakarak “Islandın mı yoksa?!” dedim.


Aklımın bardağını sikeyim! Ben daha kurduğum cümlenin yaptığı göndermeyi anlayana kadar hatun suratıma boka bakar gibi bakmış ve koridorda çınlayan tiz sesiyle “Eben ıslandı amsalak herif!” deyip, sağ yanağıma hedefini tam bulmasa da gayet sinir bozucu sayılabilecek bir tokat attıktan sonra kapıyı çekip dışarı çıkmıştı. Arkasından kapıyı açmak üzere hareketlendiğim sırada yediğim bokun farkına vardım. Sonra birden rotamı değiştirerek mutfağa yöneldim


Kendime ikisi bir arada hazır kahve pişirip sigara saracak ve Incubus dinleyerek sigaramı tellendirecektim. Artık yapacak pek bir şey kalmamıştı. Kahveyi boş kupaya boşalttım, ketıla su koyup düğmesine bastım ve mutfak masasına oturdum. O an sandalyenin arkasında asılı duran malum kuru tişörtümü fark ettim. Tişörtü boynuma havlu misali dolayıp, “Senin de tişört kere şerefini sikeyim” dedikten sonra ketılın kaynadığını işaret eden uyarısını beklemeden kupaya kaynar sıcaklıktaki suyu boşaltıverdim.


Kahveden ilk yudumu alıp sigaradan ilk fırtı çekince keyfim azıcık yerine gelmişti. “Ulan baya da güzel hatundu, tipi de hafiften Shirley Manson’ı andırıyordu, yazık oldu şansıma sıçayım” diye kendi kendime hayıflandım ve bu bahsi kapattım.


“Ha bu arada unutmadan; olur da benim eve gelirseniz, benim ketıl yıllardır bozuk. Su kaynayınca ses falan çıkarıp yukarı doğru “tak!” diye atmıyor. Boşuna başında mal gibi beklemeyin, yeterince buhar çıktıysa düğmesine basıp kapatın olur mu!?”


Mithat Erdoğan