20 Mayıs 2021 Perşembe

Haiku

Hikayeme bak

Yiyorum, içiyorum

Ve geziyorum


Mithat Erdoğan

Kayaköy - Fethiye

Mayıs 2021 

19 Mayıs 2021 Çarşamba

Haiku

Aşı sırası

Bir çift parmak arası

Turizm Duası


Mithat Erdoğan

Mayıs 2021

Kayaköy - Fethiye 

18 Mayıs 2021 Salı

Haiku

Anda mısın(ız)?

Anakonda mısın(ız)?

Orda mısın(ız)?


Mithat Erdoğan 

Mayıs 2021 

17 Mayıs 2021 Pazartesi

Haiku

Biter mi salgın? 

Salgın biter mi sandın? 

Hep maske takın


Mithat Erdoğan


Mayıs 2021

Kayaköy / Fethiye


Bonus Track : Biter mi salgın acılar? (Ahmet Kaya affetsin) 

16 Mayıs 2021 Pazar

Haiku

Şaman! Come on*

Şifa ver bana hemen

Şaman soyundan



Mithat Erdoğan 

Mayıs 2021, 

Kayaköy / Fethiye 


*Bkz: Altay Türkleri’nin günümüzde “şaman” anlamında kullandıkları "Kam" sözcüğü.


13 Nisan 2021 Salı

Kürdan Sorunu

Eşek yükü ile para verip güzel bir sandviç yemiştim. Canım çekmişti. Ramazan ayı boyunca restoranların kapatılacağı malumatının da bu hovardalığımda payı olmuştu. Sandviçten beklediğimden fazlasını almıştım. Çok lezzetli bir sandviç idi. Fakat ciddi bir sorun ile karşı karşıya idim. Sandviçi yediğim restoran yaşadığım yazlık beldenin en lüks ve revaçta mekanlarından birisi idi. Bahçesindeki son boş masaya ancak oturabilmiştim. Etrafımdaki masalar tam kapasite dolu idi. Lafa daldım ve sorunumdan bahsetmeyi unuttum. Sandviçin malzemelerinden bir tanesinden kallavi bir parça sağ üst dişlerimin arasına sıkışmıştı. Hem de öyle tatlı sıkışmıştı ki, anlatamam.

Aslında anlatabilirim ya bir dakika! Sağ elime bir kürdan alıp, sol elimle ağzımı kapatarak dilimle dişlerimi çıstaklata çıstaklata ve kürdanın da yardımı ile muazzam bir şekilde dişlerimin arasından çıkartmaya layık bir parça girmişti dişlerimin arasına. Ancak ne yazık ki servis açılırken tabi ki kurdan düşünülmemişti. Kürdan kimdi ki? Kürdan bu restoran için bir Suriyeli ya da bir Afgan gibi bir şey idi. En tarz ve en pahalısı da olsa restorandan içeri adım atması mümkün değildi. Bu restoran için bir mülteciden farksızdı kürdan. Kaldı ki füzyon jazz ve chill-out müzik çalan bu mekânda benim ağzımdan çıkacak çıstak çıstak nağmelerine hoşgörü gösterilmesi ihtimal dahilinde olamazdı.

Solumdaki masada gergin bir beyaz Türk çift, önümdeki masada ise bir çift kaslı ve varlıklı Rus ergen irisi genç turist vardı. Tam çaprazımdaki masada ise bir çift model denilebilecek güzellikte akça pakça yabancı hatun mevcuttu. Nereli olduklarını kestiremedim zira aralarında anlaşmak için ana dili İngilizce olmayanlara has bir aksanla İngilizce konuşmayı tercih etmişlerdi. Bu şartlar altında sol elim ve dilimden başka bir enstrümana sahip olamayacağımı idrak etmiş, hatta kabullenmiştim. Dilimle gayretkeş bir biçimde sağlı sollu girişsem de dişlerimin arasındaki parçayı yerinden kıpırdatabildiğim söylenemezdi. Bir bardak “aşırı sıcak” filtre kahve istedim ve parçayı yumuşatarak direncini kırma planımı devreye soktum.

Parçayı yerinden çıkarmaya muvaffak olmadıkça restorana karşı içimde bir öfke belirmişti. Sandviçin lezzeti dakikalar geçtikçe azalırken kendimi gerçekleştirememiş olmamın hayal kırıklığı ve hüsranı asabımı daha da bozmaktaydı. Sıcak filtre kahve de ise yaramamıştı. Hesabı suratsız bir biçimde istedim, pos makinesi ile birlikte gelen garson çocuk asık suratımı fark etmiş olacak ki; "Bir sorun mu var efendim" diye kibarca sormuştu. Sınıf bilincine sahip bir insan olarak garsonu tüm kibarlığımla ve gülümseyerek "Her şey yolunda aslında, sadece kürdan yok" diye yanıtladım ve bu yanıtı müteakiben dişimi dilimle çıstaklatarak garsona göz kırptım. Garson ile birkaç saniye karşılıklı gülüştük. Akabinde kredi kartımı ve fişimi adisyonun geldiği içi kadife, dışı deri minik dosyaya benzer şeyin içinden alıp kapıya yöneldim. İstikamet köşedeki köftecinin tezgâhı idi. Köfteci tezgahının köşesindeki naylon kaplı kurdanlar üzerlerine vuran akşam üstü güneşi altında pırıl pırıl parlıyor ve adeta bana davetkar bir biçimde gülümsüyorlardı...

 

Mithat Erdogan 

12 Nisan 2021

Fethiye 

 

3 Aralık 2020 Perşembe

Ördekler

 

"İşin gülünç yanı; bir yandan böyle palavra sıkarken, bir yandan da başka bir şey düşünüyordum. Ben New York'luyumdur. Central Park'taki gölü düşünüyordum, şu Güney Central Park'taki yapay gölü. Göl donup buz tuttuğunda, ördeklerin nereye gittiğini merak ediyordum. Acaba, biri kamyonla gelip onları hayvanat bahçesi gibi bir yerlere mi götürüyordu, yoksa kendileri mi uçup gidiyorlardı?"*

 

-Bunlar yabani mi şimdi he?

- Heee?! Yabani mi bilmem emme, şordakilerden bunlar da. Nassı ÜREMİŞLER ha!.

- Nerdekilerden?

- Ya Behçet başgan getirttiydi bunlardan devlet hastanesinin berisine. Ada mı neyin yaptırdı ya, sonra bunlardan getirtti koydurdu adaya. Onlar işte ÜREYE ÜREYE böyle çoğaldılar.

- Haaa

- He valla, sahil boyunca tüm ganallar gaynıyor bunlardan.

Bu konuşmaya kulak misafiri olduğumda arabayı kaldırımın kenarına park edip arabadan inmiştim. Fotoğraf makinesini boynuma takmadan evvel pozometresine bakarak ayarlarını yapıyor ve yüzüme maske takmamanın tadını birkaç saniye daha çıkarıyordum. Kafamı kaldırıp konuşanlara baktığımda; kasketli, kumaş pantolonlu, yün gömlek ve yün süveterli ve kıyafetleri ile renk uyumu gözetmeksizin giydikleri ayakkabıları ile altmışlarının sonunda ya da yetmişlerinin başında iki yaşlı adam gördüm.

Ördeklerden bahsediyorlardı. Bir yandan da ördeklere ekmek atıyorlar ve salgın hakkında ipe sapa gelmez fikirlerini müthiş bir özgüven ile zırvalıyorlardı. Daha yaşlı olan hastalığın yayılmasını önlemek için pekmezin yeterli olacağını ateşli bir şekilde savunuyordu. Diğeri ise pekmeze alternatif olarak keçi yoğurdunu öne sürüyordu. Birbirlerine asla itiraz etmiyorlardı. Sinirim bozulmuştu. Aslında çoğu şeyi sorgulamayan ve çoğu şeye itiraz etmeyen tipler oldukları belli idi. Toplumun geneli tarafından kabul görmüş şeylerden bahsediyorum tabi ki. Pekmez sempatizanı uzun boyluya niyeyse ayrıca kıl olmuştum. Üreme kelimesini üzerine basa basa, sesini yükselte yükselte söylemesi ve ağzını şaklatması asabımı bozmuş ve sapık izlenimi bırakmıştı üzerimde.

İnsanlara yaşlarına hürmeten saygı göstermeyi ergenliğimden beri aşırı aptalca bulmuşumdur. Aptalca şeyler söyleyen biri aptalca şeyler söyleyen biridir. Söylediği aptalca şeyden sonra ona verilecek tepkinin yaşına göre belirlenmesini ikiyüzlülük olarak değerlendirmişimdir hep. Şu iki adamı ele alalım mesela; ikisi de süzme geri zekâlılar. Ördekler ile ilgili sohbetleri nasıl bitti söyleyeyim mi? Keçi yoğurdu sempatizanı olanı;

-Bu namussuzların eti de çok lezzetli oluyor ha, yağlı ve sulu. Yanında pilav ve ayranla mis gibi gidiyor. (Tabi ki keçi sütünden yapılan yoğurttan yapılmış ayran olması gerektiğini ayrıca belirtti. Keçi fetişi var herifçioğlunun resmen.)

Dedi.

Öteki de;

- Kaz eti yedim emme, bunlardan yemedim hiç. Kazın tadı da tavuğa benziyor, pek bir numarası yok”

Diye ekledi.

Yaşlılık ve bilgelik arasında kesinlikle her zaman bir ilişki yok. Hatta bence asla bir ilişki yok. Bilge birisi her yaşında bilgedir. Şu iki tipi ele alalım; gençliklerinde nasıl insanlar olduklarını tahmin etmek çok zor olmasa gerek ha? Şu ikisine sırf yaşlarına istinaden göstereceğim hürmeti pantolonumu ve donumu indirir, domalıp aynaya çevirdiğim kıllı götüme gösteririm daha iyi be.

Fotoğraf makinesinin ayarlarını yaptıktan sonra o iki yaşlı adamın yanına gidip;

“Hey, bakar mısınız?” Güney Central park’ın hemen yanındaki o gölde bulunan ördekleri biliyor musunuz? O küçük göldeki hani. Acaba göl donduğunda o ördekler nereye gidiyorlar, biliyor musunuz? Haberiniz var mı acaba?” **

Dedim.

Bir bok anlamadan yüzüme baktılar öyle.

Gülümseyerek;

- Geri zekâlılar!

Dedim. 

Verecekleri tepkiyi beklemeden arkamı dönüp yürümeye başladım. Yanlarından uzaklaşırken bana ettikleri lafları duydukça keyfim yerine gelmeye başlamıştı. Suratımda kocaman bir gülümseme ile derin bir nefes alıp yoluma devam ettim.

''Zaten bütün geri zekalılar kendilerine geri zekalı denmesinden nefret ederler.'' ***

 

 

*, ** ve ***  à Çavdar Tarlasında Çocuklar – J.D. Salinger


Mithat Erdoğan - Aralık 2020 Kayaköy / Fethiye


Fotoğraf: Mithat Erdoğan